Hayatımıza yön verecek nice güzel sözler var.

“Pencereye bakarsanız tozları, sinek izlerini veya topun kırdığı yeri görürsünüz.

Fakat pencereden bakacak olursanız ardındaki dünya gözlerinizin önüne serilecektir” diyor Frederick Beuchner..!

Ne kadar da doğru. Ancak bildiğimiz onca doğrular gibi.

bunu da hayatta uygulayamıyor ve tatbikinde hep geç kalıyoruz.


Söylediklerirnize ve söylenenlere alışılmıştan uzak, yani çerçevenin dışından bakınca.

bu sırrı biraz daha iyi anlıyoruz.

Geçenlerde arkadaşlarla bu ölçünün içinde sohbet ederken birisine,

  • Ne var, ne yok? dedim.
  • Sabah 7.00, akşam 6.00, dedi.
  • Bu senin değil, olsa olsa bir güneşin hayatıdır, dedim.
  • Öyle değil mi dostlar? Bir günlük insan ömrü, 24 saatlik o canım sermaye bu basit rakamlara sığar mı hiç? Ne büyük bir aldanış halbuki…

Hele bu, yıllık takvime dayanan bir gaflet çemberi ise.

insan daha da üzülüyor.

Dinliyor, duyuyoruz.

İşte 2004’te geçti, gitti diyorlar.

Ama giden günler arasında, sanki bizden hiçbir şey kaybolmamış gibi rahatça söylüyoruz bunu.

Oysa geçen günlerle beraber hesabı sorulmak üzere giden birşey var ki, o da hepimizin ömür dakikalarıdır.

Her geçen gün, bizi ebedî yurdumuz ahiretin ilk konağı, ilk durağı olan kabre, bir adım daha yaklaştırıyor.


kısacası istikbal endişesi ile kıvranan insanoğlu, acaba gerçek istikbal için neler düşünüyor ve neler yapıyor? bu kısa ömürden sonra gelecek olan ölümü karşılamaya hazır mı?


Evet… insan madem fanidir. Ömrü 1 milyon sene de olsa, bir gün bitecektir.

Ve 1 milyon sene yaşayan birini bularak ona hayattan ne anladığım sorsanız, büyük bir ihtimalle gülümseyecek ve anladığı şeyin. sizin anladığınız şeyden farklı olmadığını söyleyecektir.

O halde kısa bir ömür ile uzun bir ömür arasındaki fark önemli değildir. Çünkü her ikisinin de, ebedî bir hayatın yanında değeri yoktur.


Gerçekte uzun olan ömür, ebedî hayatı kazandıran ömürdür.

20 yaşında vefat eden fakat bu kısa seneler içinde Rabbinin kendisinden istediğini yerine getirdiği için ebedî seadeti kazanan bir gencin ardından, “Hayattan nasibi ne kadar azmış” diyebilir misiniz? Veya 120 yaşında ölen ve ebedî hayatım işkenceler ve azaplar içinde sürdürecek olan bir bedbaht için, “şanslı” ve gerçekten uzun ömürlü olduğunu söyleyebilir misiniz? Elbette hayır.


O halde gelen 2005’e bu ince mana içinde, en az giden 2004 kadar dikkat etmeliyiz.


GELECEK GÜNLERDE KİMBİLİR NELER GİZLİ?…