Yurdumuzda yaygın olarak kullanılan ve tarihi bir gerçek olduğu sanılan gemileri yakma hadisesi vardır.

Buna göre Tarık Bin Ziyad İspanya kıyılarına çıktığında askerlerin geri dönmelerini engellemek geri dönüş umutlarını yok etmek zaferden başka alternatiflerinin olmadığını anlatmak

‘Ya zafer Ya şahadet’ düşüncesinde birleşmek onları savaşa motive etmek maksadıyla gemileri yaktırmıştır.

Öncelikle ifade edelim ki, bu tarihi bilgi eksikliğinden kaynaklanan bir yanlışlıktır.

         Çünkü, Evvelen, Fas kıyılarından İspanya kıyılarına geçerken kullanılan gemiler kendilerine ait değildi.

Gemiler Müslümanların İspanya’yı fethetmeleri için teşvik ve yardımda bulunan mağdur Vizigot kralının Sebte valisi Julianus’a aitti.

Dolayısıyla gemiler Tarık bin Ziyad’ın tasarrufunda değildi.

      Saniyen, Endülüs’ün fethiyle ilgili kaynakların hiçbirinde böyle bir bilgiye rastlamak mümkün değildir.

Tarık Bin Ziyad,Julianusun verdiği dört gemiyle karşı kıyıya bir anda geçmesi mümkün olmayan orduyu karşı kıyıda uygun bir mevki tespit edip Peyderpey geçirdi.

İspanya kıyılarına ilk geçenler arasında Julianusun  bulunduğunu belirten tarihçiler bu nakil işinde hiçbir zorlukla karşılaşılmadığını belirtirler.

Çünkü nakliyatta kullanılan gemiler ticaret gemileri olup yerli halk gelenlerin tüccar olduğunu zannediyordu ve kimse bu gelenlerin Endülüsün kaderini değiştirecek kuvvetler olacağını düşünmüyordu.

       Bazı tarihçiler Tarık bin Ziyadın askerlerine yaptığı konuşmada

‘kaçacak yer var mı?önümüz düşman arkamız deniz’ dediğini delil göstererek gemilerin yakıldığını ileri sürmektedir.

Tarık bin Zıyadın konuşmasındaki bu cümle ile arkadan deniz olduğunu gösterir ancak gemilerin yakıldığını ispatlamaz.

bununla birlikte birçok tarihçi gemilerin yakılmadığı görüşünde birleşmişlerdir.

Bunlara göre elinde bulunan gemilerle merkezle irtibatı sağlamak ve gerektiğinde takviye kuvvet sağlayabilmek için İslam orduları açısından hayati bir önem taşımaktaydı.

     Sadece bir yerde İdrisi’nin Nüzhet’ül Müştak adlı eserinde bununla ilgili bir hikaye geçmektedir.

Bu eser de İspanyanın fethinden yaklaşık üç asır sonra kaleme alınmıştır

ve bunu hiçbir İslami kaynak te’yid etmemektedir.

Bazı Müslüman ve hrıstıyan tarihçiler kaynakların doğruluğunu araştırmadan yaygınlaştırmışlardır.

      Bu olay etkili konuşmak ve yazmak düşüncesiyle bazı hatip ve yazarlar insanlara cazip gelen bu hikayeyi ‘bir işte kesin kararlı olmak ve asla geri dönmemek’ anlamında kullanmışlardır.

     Sonuç olarak, bu hikaye sebebiyle ‘gemileri yakmak’ güzel bir deyim oluşturmuştur.

Ancak bunun gerçekle bir alakasının olmadığını da bilmemiz gerekmektedir.