Okuma zararlı bir iş olsa ki, Türkiye’de arzu edilen seviyede kitap okunmuyor.

Herhalde kitap okumada bir zarar bulunmasa, millet oturur haftada en az bir kitap okurdu.

Kaç yıldır okuduğum her kitaptan sonra bir zararını muhakkak ben de görüyorum.

En azından senede bir defa da olsun gözlük numaram bilmem kaç numara yükseldi.

Saçlarım da dökülmeler artıyor.


Okuduğum kitabın tesiriyle birkaç gece uykularımda karmakarışık rüyalar görerek uyanıyorum ve “hayırdır inşallah” diyerek tabir etmeye çalışıyorum.

Okuduğum bir roman ise, roman kahramanını kendimle karıştırıyorum ve kahramanın aptallıklarına sinirleniyor, kafasının neden çalışmadığını sorusunun cevabını arıyorum.

Kahramanın nihayet yazarın kendisinin olduğunu anlayıncaya kadar öfkemden birkaç bardağı duvara çarptığım oluyor.

Milli servete gayri ihtiyari zarar veriyorum.


Fikir kitapları okuduğum zaman Türkiye’yi idare edenlerin zekâlarının ne kadar kıt olduğunu bir kere daha anlayarak, bizim bu insanlar tarafından idare edilmemizin temelinde yatan sebebin ne olduğunu düşünüyorum.

Zaman zaman “biz idarecilerden daha geri zekâlı olduğumuz için mi onların elinde kaldık?” diye düşünüyorum.

Bütün bu düşüncelerin elbette bir zararı var.

En azından hakiki yaşımın on yaş üstünde görünmem gibi, hemen hiçbir insanın hazmedemediği bir hal ile karşılaşıyorum.


Okudukça dünyada ve Türkiye’de cereyan eden acı hadiselere karşı kayıtsız kalamıyorum.

Her hadisenin sebep ve neticelerini düşündükçe kahroluyorum. Ahir zamanda vukuu bulacak birçok hadisenin ondört asır evvel haber verilmiş olduğunu okumama rağmen, hadiseler karşısında lakayt kalmam mümkün olmuyor.

Bu da saadetime gölge düşürüyor.


Hâlbuki okumayan insanların ne kadar mutlu oldukları bütün televizyonlarda zumlanarak gösteriliyor.

Onlar gibi olmamanın nelere mal olduğunu düşündükçe, ben neden okuyorum acaba, diye sormadan edemiyorum.


Okumak için her ay bütçemin yüzde bilmem kaçını kitap parası olarak ayırmaya mecbur kalıyorum.

Veya bir kütüphaneye gidip bir eser almak için vakit ayırmanın zorluğunu yaşıyorum.

Hâlbuki bu para ve vakti pekâlâ bir eğlence merkezinde harcamak ve mesut günler yaşamak da var.


Okudukça beni hiç tanımayan ve benim hiç tanımadığım, varlıkları benim için muhal olan insanların iki cihandaki saadetlerini düşünmek ihtiyacı duyuyorum.

Mesuliyet duygularım depreşiyor.

Acı çelen insanların acılarına ortak olma lüzumu duyduğum ve ortak da olamadığım için gene bir üzüntüdür, alıyor.


Müslümanların ehli küfür tarafından her yerde ve her fırsatta ezildiklerini, öldürüldüklerini görüyorum ve çekilen bunca ızdırapların temelinde benim kayıtsızlığımın, vazifeme müdrik olmadığımın yattığını anlıyor, bunu anlamış olmanın getirdiği yeni ızdıraplar yaşıyorum.


Okudukça, okumayanların böyle bir dertlerinin olmadığını anlıyor, neden onların benim kadar her hadiseyi kendilerine dert edinmediklerini, kendime dert ediniyorum.

Bu dert bir gün beni bitirecek diye korkuyorum. Duvarı nem, insanı gam öldürür diyorum.

Bu gamdan kurtulmak için kendimi kitapların esrarlı dünyasına veriyor ve yeniden aynı dertlerle baş başa kalıyorum.


En iyisi okumamak…

sakın okuyup da bu tür dertleri başınıza almayın. Dünya siz okusanız da okumasanız da dönüyor nasıl olsa…


Zaman zaman babacığıma “baba, saçlarım dökülüyor, gözlerim bozuluyor” diyorum da, babacığım, “oğlum, şikâyet edeceksen okuma” diyor.

Ne kadar doğru söylüyor.

En iyisi bunları unutmak için bir kitap okumak.?